15 Temmuz nedir?

15 Temmuz, geleceği için yediden yetmişe birlik olup canını ortaya koyarak destan yazan milletimizin zaferidir. 15 Temmuz darbe girişimi, Türkiye’nin yeniden ayağa kalkmasını ve tarih yapmasını önleme girişimiydi, Türkiye destansı bir direnişle şer güçlere ve şebekelerine tarihî bir ders verdi. Bu ders sadece FETÖ’nün değil, bu milletin düşmanlarının genetik hafızasına çivilerle kazındı.

DEVRİNİN önemli hekim ve şairlerinden Abdülhak Molla, “Hazır ol cenge ister isen sulh u salâh” demişti. Bugün Başkan Recep Tayyip Erdoğan da bu sözü sıklıkla dile getiriyor. Evet, huzur istiyorsan, dirlik istiyorsan, cenge her zaman hazır olacaksın!


İşte 15 Temmuz, doğrudan milletin bu cenge her an hazır olduğunu gösterdiği muazzam bir misaldir. Bir gecede milyonlarca yürek, aynı amaç için atmıştır. O gece bu millet, Cumhurbaşkanı’nın arkasında yürümüştür, Evvel-Allah yürümeye de devam edecektir.


15 Temmuz’u 16 Temmuz’a (2016) bağlayan gece, hain bir darbe girişimiyle karşı karşıya kalan milletimiz, Devletiyle omuz omuza vererek ortaya bir direniş ve mücadele koyarak tüm dünyaya örnek bir hâdiseye imza atmıştır. Çünkü 15 Temmuz, Türk milletinin demokrasiye olan bağlılığını ve özgürlüğüne olan düşkünlüğünü dosta düşmana göstermiş, 15 Temmuz’da gösterdiği cesaretle bağımsızlık ve demokrasiden asla vazgeçmeyeceğini ispatlayan unutulmaz bir destan olmuştur. Bütün dünya, hain darbe girişimine karşı meydanlara inen, tankların önünde duran, kurşunlara göğsünü siper ederek canını feda eden kahramanlarımızın geleceğimizi nasıl aydınlattığını görmüştür.


O gece, vatanı için gözünü kırpmadan canını feda eden şehitlerimiz demokrasimizin ve bağımsızlığımızın simgesi olmuş, milletimizin tarih boyunca gösterdiği kahramanlık ve fedakârlıkların bir yenisi daha geleceğe ilişkin kayıtlara onur ve gururla eklenmiştir. 


Hâl böyleyken, ne yazık ki ülkemiz içerisinde FETÖ’nün bu hain darbe girişimini sulandırmaya çalışan hamlelerine, 15 Temmuz’a “kontrollü darbe girişimi” diyenlere şahit olduk. Hâlâ birçok CHP’li isim, arkasına CHP medyasını da alarak 15 Temmuz darbe girişiminin tüm sorumluluğunu bir avuç askere yıkmaya çalışırken, bu darbe girişiminin medya, finans, bürokrasi, siyaset ve eğitim ayağını ise unutmamızı istiyor. Bu asla kabul edilemez! 


Ne yazık ki dünyada en çok etki ajanı ülkemizde bulunuyor. Bu kadar vatan haininin olduğu başka bir ülke yoktur. Acı ama gerçek. Azıcık para verince medya, STK, fenomen,siyasetçi, yazar, sanatçı, özetle her türden ve her telden isim bir anda devlet düşmanı oluyor. Tek işleri halkı nefrete ve kine sürüklemek. Kaostan beslenen zihniyet işte budur. Bu nedenle bu ülkenin yarınlarının teminatı olan, Allah sağlıklı özün ömürler versin, Sayın Cumhurbaşkanımızın işi çok zor. Sormak zorundayız kendimize: Nereye yetişebilir?


Herkes kendinin muhasebecisi olmalı ve eleştirmeden önce bu soruyu sormalı. Bugün FETÖ’ye karşı mücadele konusunda bu devlet vazgeçmiyorsa, bunun nedeni Cumhurbaşkanınız Erdoğan’dır. Sayın Başkan milletiyle bu alçakları yenmiştir. Çünkü bu millet, dün de, bugün de ona “Yürü, bu millet ardından yürüyecek!” diye her defasında destek vermiştir.


Bir dostum nakletmişti; Türkiye’de doğmuş bir Amerikalı, bir iki sene önce bir haftalık bir tatil yapmış da dostum kendisine izlenimlerini sormuş. Demiş ki Amerikalı, “Türkiye atın üzerine binmiş; bir yandan atı ileri sürmek isteyen var, bir yerde atı geri çeken”. Tam da böyle değil mi görünen? Özel sektör atağa geçti, kamu çok geri kaldı. Adaletli performans kriteri getirilse Devlet’te memur kalmaz. Fikir hayatımızsa sıfır. Allah isterse düşmanı kendi kendine kırdırır, biliyoruz ki tarihte çok örneği var, ama buna teslimiyet yoksa, diri Müslümanlık yoksa, Allah zaferi niçin versin? Zaferin önünde bu tefekkür varken, mağlûbiyetin önünde ise bozulmak vardır. Osmanlı’nın yıkılışı buna örnek, Cumhuriyet’in kuruluşu buna örnek…


15 Temmuz, bu imanın örneklerindendir. Birileri 15 Temmuz kandırmacıdır” diye bağırırken, siz “15 Temmuz nedir?” diye kendi kendinize sordunuz mu dostlar? Bu mücadele sadece Recep Tayyip Erdoğan’ın mücadelesi değil, Türk Devleti’nin mücadelesidir. Ama ne yazık ki küçük siyâsî hesaplar uğruna bu mücadeleyi Erdoğan’ın mücadelesi hâline dönüştürenlere tanık oluyoruz.


15 Temmuz 2016 gecesi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içine sızmış FETÖ kumandasındaki bir grup sözde asker, dışarıdaki işbirlikçileri ile Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile bağlantılı olarak Hükümet’i devirmek amacıyla darbe girişiminde bulundu. Amaç Erdoğan’ı devirmek miydi sadece? Hayır, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ele geçirmekti. Hâlâ bunu istiyorlar. Ama Türk milleti oyunu bozarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında durdu. Bu girişime karşı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın halkı sokağa çağıran konuşması, halkın ve güvenlik güçlerinin direnişi unutulabilir mi? 


O gece 251 vatandaşımız şehit oldu, binlerce kişi yaralandı. Türkiye’de bu tarih, “Demokrasi ve Millî Birlik Günü” olarak anılmak üzere resmî gün ilân edildi. Bu darbe girişimi ve sonuçları, Türk siyâsî tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır.

O geceki hain girişim, iç tehditlerin ne denli yıkıcı olabileceğini göstermiştir. Devlet’in merkezine sızan FETÖ yapılanması klasik dış tehdit odaklı güvenlik algısını yıktı fakat yeni dönemde, içerideki sistem içi tehditlere karşı çok katmanlı bir refleks inşâ edildi.


“15 Temmuz 2016’ya kadar…”


Türkiye, 1923’ten 1945’e kadar İngiliz sömürgesi (mandasıydı). 1943’te Mısır’da imzalanan anlaşma ile 1945’ten itibaren ABD sömürgesine girdik kısmen. Bu mandadan ise 15 Temmuz 2016 gecesi milletin direnişiyle kurtulduk. Evet, dünya tarihinde bizzat halkın direnişiyle engellenen bir darbe girişimi olmamıştı. 15 Temmuz 2016’ya kadar… 


15 Temmuz, geleceği için yediden yetmişe birlik olup canını ortaya koyarak destan yazan milletimizin zaferidir. 15 Temmuz darbe girişimi, Türkiye’nin yeniden ayağa kalkmasını ve tarih yapmasını önleme girişimiydi, Türkiye destansı bir direnişle şer güçlere ve şebekelerine tarihî bir ders verdi. Bu ders sadece FETÖ’nün değil, bu milletin düşmanlarının genetik hafızasına çivilerle kazındı.


Üzerinde yaşayıp “vatan” dediğimiz topraklar, en büyük kavgaları, en güçlü dâvâları gördü. Malazgirt’te, Çanakkale’de, 1922’nin İzmir’inde, 1453’ün İstanbul’unda yaşanan destansı mücadele, 2016’nın 15 Temmuz’unda ruh bularak binlerce yıllık köke dayanan benliğimize can verdi. Millet olarak özgür biçimde var olma mücadelemiz, sekiz yıl önce en mühim sınavlarından birini verdi. Hain girişim, ülkemizdeki milli birliğimizi, demokrasimizi ve geleceğimizi hedef alsa da bu aziz millet, genci yaşlısıyla, kadını erkeğiyle, yüreklerindeki cesaret ve minarelerde yükselen salâlara cevap vererek 15 Temmuz Destanı’nı yazdı. Evet, yeniden tarih yazdı. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği ve duruşuyla bu vatana olan aidiyetimizi bir kez daha gösterdik.


Şunun altının önemle çizelim: 15 Temmuz 2016, milletimizin son 300 yıllık makus talihini yendiği, batı(l)cıları geri püskürttüğü gündür. Ve gün, bu zaferi tahkîm etme günüdür!


İnsan davranışları pozitivizmin dar kalıplarına girmez. 15 Temmuz, bilimin ve liberalizmin kavrama gücü dışındadır. 15 Temmuz 2016’da vatan kurtarılmıştır. 15 Temmuz 2016’da devlet kurtarılmıştır. 15 Temmuz 2016’da mukaddesat kurtarılmıştır. 15 Temmuz 2016’da işgal ve istila hevesi, hain Haşhaşilerin kursağında bırakılmıştır. 15 Temmuz Destanı’nı meydanlara inen vatandaş yazmıştır, sade vatandaş. 


Türkiye, 15 Temmuz 2016’dan bu yana girdiği her mücadeleden zaferle çıkmaktadır. 15 Temmuz 2016, Türkiye’nin sadece siyâsî tarihi değil, güvenlik ve istihbarat mimarisi açısından da milâttır. 


O geceki hain girişim, iç tehditlerin ne denli yıkıcı olabileceğini göstermiştir. Devlet’in merkezine sızan FETÖ yapılanması klasik dış tehdit odaklı güvenlik algısını yıktı fakat yeni dönemde, içerideki sistem içi tehditlere karşı çok katmanlı bir refleks inşâ edildi. 15 Temmuz buradan bakıldığında Türkiye’nin demokrasi için ayağa kalktığı, Türkiye’nin toplumsal hafızasından asla silinmeyecek bir tarihtir ve milletimizin demokrasi uğruna birleştiği en özel günlerden biri olarak sonsuza dek hatırlanacaktır.


15 Temmuz’dan Türkiye Yüzyılı’na


Bir MOSSAD ajanı olan Bernard Levy, 2014’te, “Size söz veriyorum, iki yıl içinde Kürdistan kurulacak” demişti. Yani 15 Temmuz 2016’da yapılan darbe teşebbüsü ile Türkiye’nin yönetimi el değiştirecek, haritalar tekrar çizilecek, ABD eliyle Büyük İsrail’in temelleri atılacaktı. Yani biz o gece sadece içimizdeki hainleri yere sermekle kalmadık, Ortadoğu’nun da kaderini değiştirdik. 


15 Temmuz Selahaddin-i Eyyubilerin, Yavuzların, Fatihlerin, Alparslanların ayyuka çıktığı gece olmuştur. Kan, yine aynı kandır. Dalâlet ve ihanetin iman ve ferasete mağlûp olduğu 15 Temmuz Zaferi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün ortaya koyduğu Türkiye Yüzyılı vizyonunda bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk adımı olmuştur. Terör örgütü PKK’nın bitişi, bu güçlü adımın belgesi olmuştur.


Bugün alenen İngiltere’den destek isteyen yani “Bizi iktidara getirin ve istediğiniz gibi kullanın” ışığı yakan CHP Genel Başkanı ve zihniyetinin varlığı, “Bağımsız Türkiye” olmamızın önünde en büyük engeldir. Bu engel mutlaka aşılmalıdır. İktidarları için ülkeyi İngilizlere pazarlamanın adı ihanet değildir de nedir?


Bu ülke neleri geçti, ne zorlukları atlattı. Bir yılda 12 ay var ya, Türkiye’de 12 ayın altısı darbelerle anıldı hep: 27 Mayıs 1960 Darbesi, 12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 Darbesi, 28 Şubat 1997 Post Modern Darbesi, 27 Nisan 2007 E-Muhtırası, 15 Temmuz 2016 Fetullahçı Darbesi… CHP’nin özlediği Türkiye işte bu. Önemli bir ayrıntı; acı ama gerçek.


Bir başka önemli detay da şu: Ekrem İmamoğlu için 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne pankart asıldığı zaman yapılan haberlerin çoğunun haber başlığı, “Boğaziçi Köprüsüne İmamoğlu’na özgürlük afişi asıldı” şeklindeydi. Bu haberler CHP’nin bu milletin hiçbir değerini benimsemediğinin ve halkla gerçek bir bağ kuramadığının bir kez daha net göstergesi olmuştur. Milletvekilinden haber sitesine kadar, adını anmaktan bile çekindikleri, ısrarla “Boğaziçi Köprüsü” dedikleri 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne pankart asarak halka seslenebileceklerini zannediyorlar. Ama bilmiyorlar ki, bu millet kendi değerini yok sayanı kabul etmedi, etmeyecek. O köprünün adında 251 şehidimizin kanı, binlerce gazimizin fedakârlığı, bu milletin yazdığı bir direniş destanı var. Ve bu isim, sizin söylemlerinize göre değişecek bir geçici nitelik taşımıyor. 15 Temmuz’un adını anmamak bir tercih değil, bir zihniyetin dışavurumudur. O köprünün adı, 15 Temmuz 2016 gecesinde bu vatanın şanlı evlatlarının yazdığı direniş destanıyla “15 Temmuz Şehitler Köprüsü” olmuştur ve öyle kalacaktır. Türkiye’nin yükselişini kimsenin engellemeye gücü yetmeyecektir. 


Mazlumların, ümmetin, milletin duasını arkasına alarak ve engelleri tek tek aşarak “Güçlü Türkiye” inşâ eden bir Cumhurbaşkanımız var, Allah varlığını eksik etmesin. İçimizdeki müptezeller kabullenmeseler de dünyanın “dünya lideri” olarak kabul ettiği bir gurur abidesi o. Umudumuzu hiçbir zaman kaybetmeden, onun liderliğinde, daima hedefimize doğru gitmeli, önümüze engeller çıksa bile zaferimize inançla koşmalıyız.


Millî iradeye ve hukukun üstünlüğüne karşı her türlü derin yapılanmaya karşı Devletimiz ve milletimiz uyanık kalacaktır. Kim ki aksine teşebbüs ederse, bu millet gereken bedeli 15 Temmuz’dan daha fazlasıyla ödetecektir. 15 Temmuz’u unutanın da, unutturanın da, unutulmasına sebep olanların da Allah belâsını versin!


Son söz


Yazımı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TBMM AK Parti Grup Toplantısı’nda tarihe not düştüğü ifadelerle noktalamak istiyorum: 


Eğer huzur istiyorsan, dirlik istiyorsan, cenge her zaman hazır olacaksın. Buna hazır değilsen, 150 yıldır yaşananları yaşarsın. İç cephende gedikler açılmışsa, bu coğrafyada ayakta duramazsın. Bu ülke AK Parti iktidarına kadar kendi silahını üretmedi. İmkânı mı yoktu, insan kaynağı mı yoktu? Hayır, vardı. Ne yoktu? Bağımsızlık, özgürlük aşkı yoktu. ‘Üretmeyeceksin’ dediler, üretilmedi. ‘Haddini bileceksin’ dediler, çizilen sınırlara uydular. Bizim de bu iradesizliği, bu ihaneti kırmamız kolay olmadı. İrademize vurulan prangaları parçaladık. Öğrenilmiş çaresizliklere son verdik. Bu ülkeye her şeyden önce özgüven ve cesaret kazandırdık. Türkiye’ye içeriden ya da dışarından her saldırıda, saldıranlar karşısında milletimizin kendisini bulacak, hükümetimizin çelikten iradesini bulacak.”


Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak emin adımlarla yolumuzda, Liderimizin arkasında durarak yürüyeceğiz.


Ne diyordu Bayrak Şairi Arif Nihat Asya?  


“Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek/ Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek/ Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek/ Yürü, hâlâ ne diye oyunda oynaştasın?/ Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.


Sen de geçebilirsin yârdan, anadan, serden/ Senin de destanını okuyalım ezberden/ Haberin yok gibidir taşıdığın değerden/ Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın/ Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.


Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini/ Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini/ Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini/ Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın/ Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.


Bu kitaplar Fatih’tir, Selim’dir, Süleyman’dır/ Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinan’dır/ Haydi artık uyuyan destanını uyandır/ Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın/ Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.


Delikanlım, işaret aldığın gün atandan/ Yürüyeceksin, millet yürüyecek arkandan/ Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan/ Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın/ Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.


Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin/ Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın/ Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın/ Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın/ Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.”